TÜBİTAK BT Sektörü için Bir Tehdit Midir?

Yahoogroups üzerindeki Bilgi Güvenliği tartışma listesinde son bir haftadır TÜBİTAK’ın UEKAE kolu ile yürüttüğü hizmetlerle ilgili bir tartışma var. BT sektöründe güvenlik danışmanlığı yapan iki firmanın yöneticileri TÜBİTAK’ın bir tarafta bir endüstri oyuncusu gibi faaliyet göstermesinden, öteki tarafta da TR-CERT gibi kamusal çalışmalara (rakip olmalarına rağmen) kendilerinden katkı beklenmesinden rahatsızlıklarını dile getirdiler. Bugün bu konudaki görüşlerimi listeye yazdım; aşağıda da aynen paylaşıyorum:

TÜBİTAK’ın bu (üç paralık) BT endüstrisine (endüstriciğe mi demeliydim) ciddi şekilde zarar verdiğini düşünenlerdenim. Bu düşünceyi BT endüstrisi içerisinde danışmanlık türü hizmet işi yapan firmaların neredeyse tümünün taşıdığını  ve çeşitli çekinceler ile paylaşmadığını da düşünüyorum; ben UEKAE yöneticileri ile de dahil olmak üzere paylaştım, paylaşmaya devam ediyorum. Bu türden karşılıklı iletişimin (en azından) beklentileri anlama açısından önemli olduğuna inanıyorum.

TÜBİTAK BT endüstrisi içerisinde danışmanlık yapan firmalara zarar veriyor çünkü sektördeki pek çok alanda danışmanlık hizmeti sağlayarak ticari eşitliğin söz konusu olmadığı fiili durumlar üretiyor. UEKAE güvenlik ile ilgili danışmanlığa yeni başladığında “ülke güvenliği herhangi bir firmanın eline bırakılamaz, onlar yapmalıyız” sıkça duyduğumuz bir söylemdi. O zaman da ikna olduğumu söyleyemem ama birisinin yapması gerekiyordu, onlar yaptılar (Ellerine de sağlık).

Kamunun güvenlik danışmanlığını yapmaya başladıklarında (ki bana göre pek çok projede özel sektör firmalarının çok üzerinde bedeller vardı ve hala var) devletin gizli bilgilerini başkalarına nasıl verelim”i (umarım kızmazsınız) öğretilmiş bir replik olarak kamu yöneticilerinden duymaya başladık. Bunu hiç anlayamadık zira biz de bu ülkenin vatandaşıyız, vergimizi ödüyoruz ve ailemizle burada yaşıyoruz. Dahası ülke güvenliği için çok önemli olabilecek pek çok noktada da (bankalar, telekom şirketleri, boyumuzun yettiği kamu kuruluşları vb.) zaten danışmanlık hizmeti veriyor, onların en kıymetli verilerine erişiyoruz. Özetle bizler de (sektör oyuncuları/profesyonelleri olarak) bu vatanın evladıyız ve bu biçimde açıkça dışlanmak en hafif hali ile garibimize gidiyor. Firmaların denetlenmesi, soruştulması ve yetkilendirilmesi ile ilgili bir modelin kurulmasını hiç düşünen olmuş mudur, bilmiyorum.

Kamuya hizmet veren TÜBİTAK için kamu yöneticilerinden sıklıkla “onlara vermenin avantajı var, yöneticilerimiz de destekliyor. Kamunun bir cebinden öteki cebine para aktarıyoruz” cümlelerini duyuyoruz; bunlara da inanamıyoruz. Ekonomi böyle işlemez, çok daha fazla cümle kuracak durumda değilim ama böyle bir zihniyetin 2000+ yılına ait olması mümkün değil. Özel sektörünüzü (sadece bizim içinde olduğumuz alan için değil, tüm diğer faaliyet alanları için) kalkındırmak durumundasınızdır; yapmazsanız tekelleşir ve bir süre sonra zarar verir. Bu temadan da ayrıca söz edeceğim.

TÜBİTAK özel sektöre (bankalara, telekom şirketlerine vb.) güvenlik danışmanlığı yapmaya başladığında küçük dilimi yutacaktım. Görev tanımında teknoloji üretimi ve üretimi desteklemek olan örgütün hele ki de özel sektöre yine başka özel sektör kuruluşlarınca sağlanabilir hizmetleri vermesi inanılır gibi değildir. Ben ihalelere girerek masada TÜBİTAK ile rekabet ettim, fiyat pazarlıklarında onlardan avantajlı fiyatlar verip iş almaya çalıştım. Güvenlik sektörü içindeki hemen herkes bir zaman bu abukluğu yaşadı, yaşıyor ve yaşayacak.,

Devlet, genel bütçeden maaşları ödenen danışmanları ile, ihalelere giriyorsa rakiplerinin şansı yoktur. Hep söyledim, TÜBİTAK ekibinden de arkadaşlarım bilirler. TÜBİTAK isterse benim firmamı 3-4 ay içerisinde batırabilir. Sonunda sıfır maliyetle (proje maliyeti yok çünkü tüm danışmanlar devlet bordrosunda) benim almaya çalıştığım tüm işleri elimden alabilirler.

Özel sektöre de hizmet vermeye başlayan TÜBİTAK bir süre sonra danışmanlık portföyünü geliştirdi. CobIT danışmanlığı, medya alanında yazılım geliştirme hizmeti (sektörde pekala bir yazılım evinin geliştirebileceği bir uygulama) gibi alanlar da resme eklendi. Şu anda pek çok bankada TÜBİTAK CobIT danışmanlığı yapıyor. Bence inanılmaz. Başka ülkelerde örneklerini bileniniz var mı bilmiyorum.

Bir tarihte Rekabet Kurumu ile bile görüştüm; “bu bir haksız rekabet değil midir, ne yapılabilir” diye. Bir şey yapılamıyormuş, teknik olarak bu haksız rekabet değilmiş. J Şükür ki biz yetkin bir ekibiz, bir gün sektör/konu/iş değiştirmemiz gerekirse bunu rahatlıkla yapabilecek durumdayız. J

Sonunda, umarım oraya gitmez ama, tekelleşmiş bir TÜBİTAK’ın kontrolünde BT danışmanlığı (geniş portföy, sadece güvenlik değil) ile çok olumsuz bir zemin göreceğimizi düşünüyorum. Bildiğimden değil ama, herhalde bugünlerde TÜBİTAK’da güvenlik danışmanlığı yapan uzman sayısı 200’ü geçmiştir. Ekibin bu kadar hızlı büyümesi ile kalite nasıl kontrol altında tutuluyor/tutulabiliyor bilmiyorum; bunun da ülke için başka türlü bir risk olduğunu düşünüyorum.

TÜBİTAK’ın Ortak Kriterler (CC) laboratuvarının ve güvenlik danışmanlığı hizmetlerinin yöneticileri yukarıda tek iken, bize neden ürünlerimizi laboratuvar kontrolüne sokmadığımızı ve sertifikasyona ilgi göstermediğimizi sormuşlardı. Cevap fiili durumda açık sanırım.

TÜBİTAK’ın sektörde bu biçimde (fiili durum itibarı ile) birden fazla açıdan haksız rekabet zemini oluşturmasından ötürü sektör kuruluşlarından olumsuz geri bildirimler almasının, kamusal projelerine de destek bulamamasının kaçınılmaz olduğunu düşünüyorum. Bu nedenledir ki, gerek danışmanlık firmaları tarafında gerekse de geçmişinde danışmanlık firması deneyimi olan uzmanlar tarafında durumun tatsız algılanması kaçınılmazdır, hatta son derece normaldir.

Konunun Burak’la, Mustafa’yla, Mehmet’le alakası yoktur; TÜBİTAK’ın hareket tarzı ile alakası vardır. Dolayısı ile zaman zaman bu listedeki TÜBİTAK personeli arkadaşlarıma yapılan çıkışların bu perspektifi de koruyarak değerlendirilmesini, naçizane, öneririm.

Özetle, TÜBİTAK ya sektörü kucaklayacak bir hareket tarzı ile yaklaşmalı ve kendisine rekabet dışı bir rol bulmalıdır ya da tüm sektörü ezip (bizlerin başka alanlara yönlenmesinden sonra) tekeli altında hiç çatlak ses çıkartmayacak şekilde devamını planlamalıdır. Ben birincisinin nasıl olabileceği ile ilgili önerilerimi bir başka mesajda paylaşacağım. Bu aralar çok yoğunum, 9 Şubat haftasını hedefliyorum.

Tweet This!
This entry was posted on Thursday, January 29th, 2009 at 3:14 pm and is filed under Güvenlik, Hayat, linux. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

15 comments

 1 

Burak, şimdi Tübitak çeşitli ar-ge çalışmaları yapıyor, bu çalışmalar sonucu çeşitli ürünler üretiyor, Türkiye’de yapılan ar-ge ve ürün geliştirme çalışmalarına verilen maddi desteklerden sorumlu, aynı zamanda bu ürünlerin güvenlik yada diğer açılardan ne durumda olduğuna dair sertifika verecek birimlere sahip. Yani para veren de, üreten de, satan da, alan da aynı el :)

Bu üç işin ayrılması, yani proje desteklerini belirlemenin mesela vizyon sahibi bilim adamlarından oluşan bağımsız bir kurul/kurum elinde olması, sertifikasyon ve test bölümlerinin tamamen bağımsız ve ürün satmayan özerk kuruluşlar olması, Tübitak’ın da asıl amacı olan ar-ge ve bilimsel çalışmalara geri dönmesi iyi olurdu bence.

Ama bunun haksız rekabeti oluşturan ana sebep olduğuna katılmıyorum. Ana sebep müşterilerin bilinçsizliği.

Müşteriler bilinçsiz olduğu için kaliteyi değil, etiketi arıyor. O yüzden de mesela koca bir şakadan ibaret olan o Ortak Kriter labı, genel bütçe maaşıyla topladığı ortalama elemanlarla, ucuz ve kalitesiz iş de çıkarsa, deneyimli ve yüksek düzeyli bir ekibi piyasadan itebiliyor.

Bu asimetrik (yani alıcının satıcı kadar bilgili olmadığı) tüm marketlerde geçerli olan kaçınılmaz bir kanun malesef.

January 29th, 2009 at 5:16 pm
Tayfur:
 2 

Bu yazı hakkında yorum yetkinliği geçici olarak bende bulunmuyor. Ancak http://taybuga.blogspot.com/2008/12/bilgi-teknolojileri-sektr-ve-isizlik.html adresinde yer alan girdimde merkez BT şirketlerine serzeniş ve http://taybuga.blogspot.com/2009/01/bilgi-teknolojilerinin-nemi-zerine.html adresinde ki girdimde de sektörün önemi üzerine bir şeyler yazmaya çalışmıştım. Belki konuya küçük ekler olabilirler.

January 30th, 2009 at 1:01 am
 3 

Ben TR sektöründe çalışmıyorum, dolayısıyla olayların iç yüzünü de bilmiyorum ama yapı hakkımda bilgim var.

Devletin devlet tarafından korunması ya da devletin akredite ettiği özel sektörler tarafından korunması doğal bir şey. Ya akreditasyon ya da kendisi yapacaktır. Ama gerçekçi düşününce devletin özel sektöre iş yapması tamamen tuhaf. Yapacak kadro, vakit ve organizasyona sahip olması daha da tuhaf.

Eğer TUBITAK tüm devlet kuruluşlarına iş yapıyorsa ve hepsine yetiyorsa ne ala. 2007′ de Turkiye de bir konferansta bu konu hakkında konuşmuştum, ve Türkiye de ne yapılması gerektiğini söyledim.

Şurada biraz detayları var : http://turk.internet.com/haber/yazigoster.php3?yaziid=17446

Temel olarak devlet özel sektörü kontrol eder ve ona “bu bizim kalitelerimizde güvenlik hizmeti verebilir” der. Çalışanların background checklerini yapar, becerilerini, kalitelerini onaylar vs.

Eninde sonunda gidilecek nokta budur, gidilmesi gereklidir. Bir merkez tüm devlet kurumlarına yetişemez, 3-5 yeri korumakla da devlet korunamaz. CESG - CHECK benzer bir model kullanıyor, merak edenler inceleyebilir.

January 30th, 2009 at 11:15 am
dayioglu:
 4 

@Gürer: Kısmen katılıyorum. Bir bilgi işlem yöneticisi bana “TÜBİTAK deyince biz de beyaz önlüklü hocalar bekliyorduk neredeyse; beklediğimiz gibi çıkmadı” dediğinde böyle bir durum vardı. :) Yine de müşterinin düzeyinden bağımsız olarak TÜBİTAK’ın hala sıkıntı verici bir pozisyonda olduğunu düşünüyorum.

February 1st, 2009 at 11:14 pm
dayioglu:
 5 

@Ferruh: Devletin kendisini korumaya çalışmasına söyleyecek söz yok; o benim de devletim ve tabi ki kendisini koruyacak. Sadece konunun tüm boyutlarının tek bir noktada toplanmasının uzun vadede CİDDİ bir risk haline geleceğini birilerinin görmesini umuyorum. CESG-CHECK modelini (ya da bir türevini) ben de desteklerim; icracı değil regülatör bir TÜBİTAK çok daha makul ve katkı verici olurdu.

February 1st, 2009 at 11:16 pm
Eren Türkay:
 6 

Gürer’in de yazdığı gibi burada TUBİTAK tarafında herhangi bir suç/etki göremiyorum. Müşterilerin tercihlerini yaparken etikete önem vermesi, yeterince araştırmaması vs. TUBİTAK’ın kontrolünde bir durum değil bence..

Eğer bu şekilde düşünürsek, bilişim konusunda ar-ge yapan tüm şirketler “TUBİTAK bizim önümüzü tıkıyor, çekilsinler, müşteriler bizi seçmiyor” diye isyan etmekte haklı olurlardı.

İleride yaratabileceği “ciddi” riskler konusunda bir fikrim yok ancak bir de şu açıdan bakalım;

Her ne kadar “biz de bu ülkenin vatandaşıyız bilgileri satacak değiliz” diyorsunuz ancak kamuda ihale alan her şirketi inceleyip, o bilgilerin başka ellere geçip geçmediğini nasıl kontrol edebilecekleri konusunda bir fikriniz var mı? Benim aklıma gelmiyor. En düşünülebilen yöntem o işi yapan insanların telefonlarını, e-postalarını, gittikleri/gördükleri insanları takip etmek olabilirdi.

Bunun örneklerini zamanında hepimiz duymuştuk. Bankalarda kullanılan bir paket yazılımın dışarıya bilgi sızdırdığı ortaya çıkmıştı ki bunlardan türk bankaları da etkilenmişti. (haberi net olarak hatırlamıyorum ancak hikaye buna benzer bir şeydi)

Sonuç olarak bir yere varmıyorum, aklıma gelenleri yazdım :) Bunlarda yanılıyor da olabilirim tabi..

February 2nd, 2009 at 12:06 am
 7 

Peki TUBITAK içerisinde çalışan kişilerin bilgiyi dışarı sızdırıp sızdırmadıkları nereden bilinecek?

Ben devletin bilgi kaynaklarını oluşturan birçok özel şirket biliyorum. Günümüzde devlet kurumları yazılım geliştirme işlerini ve bu yazılımların bakımlarının yapılması için oluşan iş yükünü ihaleler aracılığıyla özel sektör şirketlerine devrediyorlar. Bu durumda bilgiler yine “güvenli” ellerde olmuyor.

Kamu kurumlarının neden şirketlerin arkaplanlarını araştıracak bir sisteme geçmediğini bende anlamazdım hiçbir zaman.

Ama bir kamu kurumunun özel sektör işi yapması ve giderek tekelleşmeye başlaması bambaşka birşey. Bu noktada TUBITAK’ın durması gereken nokta en fazla denetçilik olmalı zaten.

February 2nd, 2009 at 10:28 am
 8 

@Eren: Ben Tübitak yanlış yapmıyor demedim, yalnızca ana sebep o değil dedim. Yoksa Tübitak bu etiket olayını bilmeden de olsa büyük miktarda kullanıyor. Özel bir şirket de aynı etiket tekelini oluşturabilirdi. Tekel ise her zaman zararlı bir şeydir.

Güvenlik konusunda ise yanlış varsayımlardan yola çıkıyorsun :) UEKAE işe aldığı kişilerin güvenilirliğine kendisi karar vermiyor, devletin /ilgili kurumuna/ soruyor. Aynı şeyi özel sektör de yapabilir, bu sektörün müşterileri de yapabilir.

UEKAE en son duyduğumda çok hızlı büyüyordu, Burak da kamudan sonra özel sektöre yöneldiklerini söylüyor. Bu devletin kendi ihtiyaçlarını karşılamanın ötesinde bir şey. Bunun altında yatan neden ancak daha fazla para kazanmak olabilir. Bu da amacı sanayi-bilim işbirliğini sağlamak ve ülke teknolojisinin gelişmesine katkıda bulunmak olan bir kurum için güzel bir hedef değil.

February 2nd, 2009 at 11:06 am
dayioglu:
 9 

@Gürer, @Kaan: Durum tam da budur, teşekkürler.

February 2nd, 2009 at 10:58 pm
Murat ÇOLAK:
 10 

Tübitak bir araştırma kurumu ve ücretlerini devletten alıyorlar ve bizim vergimizle dönüyor çark. Bence burada yapılması gereken 2 şey var.

1 Tübitak.com.tr yapılması yani devletten sıfır para alarak yoluna özel şirket gibi devam etmesi ve devletin bu şirketi beslemeyip ürettiği kara ortak olması(tabii hızlıca batıp gitmezse)

2 Tübitak tüm ürettiği hizmeti karşılık beklemeden ve çıkar gözetmeden paylaşması araştırma şirketi ise sonuçları bizimle paylaşmak zorunda.

February 15th, 2009 at 4:16 pm
nomoretrust:
 11 

Ozgurlukculuk, rekabette siradanlik, ticari etik kurallari, tekellesme ! noldu hepsini unuttuk bakiyorum dayioglu :) simdi mi s1k1$t1n1z komik olmayin ya !

February 19th, 2009 at 1:24 am
dayioglu:
 12 

@nomoretrust: Hiç çekinmeden yayınladım ama ne dediğini anladığımı söyleyemeyeceğim. Devam edeceksen daha açık olmanı rica ediyorum.

February 20th, 2009 at 10:06 pm
nomoretrust:
 13 

bosver bir gun yuzyuze gelirsek tartisiriz bu konulari…ozellikle neleri neden yapamadiginizi vs…

amma velakin kisacasi, tubitaktan falan korkmaniza gerek yok cunku ne pro-g ne de tubitak guvenlik konusunda soz sahibi.hal boyle olunca oturup ciddi ciddi yazi yazmaniz komik kaciyor.

bugtraq, fd falan spam etsenizde adinizi gorsek biraz…zaten oyle olsaydi bu yaziyi yazmaya tenezzul bile etmezdiniz.

yoksa hard blackhat falansiniz da biz mi bilmiyoruz !

bir gun bi seminerde falan karsilasiriz umarim o zaman yaptiginiz isin aslinda nasil yapildigini gorme imkani bulursunuzda tubitaktan falan korkmaniza gerek kalmaz.

sacmalik.

February 24th, 2009 at 11:29 am
dayioglu:
 14 

@nomoretrust: İçeriğine yorum bile yapamayacağım bir noktaya geldi. “Perdenin arkasına saklanarak” atıp tutma çabanız gerçekten hiç vicdanınızı sızlatmıyor mu? Sizce normal midir böyle altını doldurmadan eleştirmek?

February 25th, 2009 at 10:16 pm
nomoretrust:
 15 

burak bey oncelike yazim kisisel olarak sizi hedef almiyor bu bir.

perdenin arkasindan atip tutmak derken eger kastettiginiz anladigim seyse bu cok cok komik !

eger tesrif ederseniz yaz aylarinda sizi bir kac seminere davet edelim orda soz kasrilikli oturup tippingpoint, idefense ceklerini atip tutariz (ha tabii xss konusuna hakimiyetimiz biraz lame ordan da siz ekmek yiyin :P:D)

biz de cok isterdik vedius, prog, infonet avrupada soz sahibi olsun ama malesef bu kafayla zor…1500 firewall conf etmekle bu isler olmuyo..benim kisaca size tavsiyem sizlanmadan yiyebildiginiz kadar ekmek yiyin bu piyasadan.

yuzyuzede konusabiliriz bu konulari kimseden saklandigimiz falan yok ! tavrimin size oldugunu dusundugunuzu saniyorum kesinlikle oyle degil…anlatabildim umarim bu sefer

February 26th, 2009 at 7:14 pm

Leave a reply

Name (*)
Mail (will not be published) (*)
URI
Comment