Kamu’nun Microsoft bağımlılığı nasıl kırılır?

Linux Kullanıcıları Derneği (LKD) üye tartışma listesi hafta sonu son derece hararetli bir tartışmayla geçti, hala da tüm hızıyla devam ediyor. Tartışmanın özü kamu kuruluşlarının adı ve sanı ile “300 adet Windows lisansı, 500 adet MS-Office lisansı istiyoruz” şeklinde doğrudan marka/model işaret eden alımlarının yarattığı rahatsızlık.

Doğal olarak LKD olarak biz mümkün olan durumlarda Linux’un ve OpenOffice’in de bir alternatif olarak değerlendirilmesini, ihalelerin bu seçeneğe de açılmasını istiyoruz. Aksi durumda oluşan tekel tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kamu aleyhine çalışıyor ve çalışmaya devam edecek.

Bu konudaki fikirlerimi listede de yazdım ama buradan da paylaşayım istiyorum. Ben kamunun bu fütursuz alımlarına tek başına kamunun tercihi olarak bak(a)mıyorum. Bence BT sektörü oyuncularının da bu konuda yeterince motive edici olmadıklarını düşünüyorum.

Bence, sektör oyuncularını yeterince motive edebilirseniz, Linux ile iş yaparak Microsoft ile elde ettiğinizden daha çok gelir elde etmek mümkün olabilir. Sonunda Linux işi yaparak kestiğiniz faturalar daha küçük olabilir ama fatura rakamının neredeyse tümü şirket kasasına gireceği için fena bir gelir olmayacaktır diye düşünüyorum. Hatta endüstri oyuncularından birisi Microsoft lisansı teklif ettikten sonra diğerlerinin yapabileceği en iyi şey bile olabilir alternatif çözüm olarak Linux önermek.

Temel konulardan biri, Linux ile oluşturulacak çözümlerin kalıplarını oluşturmak ve endüstrinin büyük oyuncularının bu kalıplara ısınmasını sağlamaktır bence. Eğer büyük entegratörlerin bir kaç tanesini kandırıp kendi ayakları üzerinde durarak Linux projeleri yapabilir hale getirebilirseniz MS’e alternatif oluşturulabileceğini düşünüyorum. Bu nedenle kalıpların oluşturulması ve yaygınlaştırılmasında önemli bir çalışma var. TÜBİTAK 1007 projesi mi olur, FP7 projesi mi olur, DPT’den mi fon alınır bilmem ama bir biçimde bu konuda kaynak yaratmaya ve bunu kullanarak kalıpları oluşturup yaygınlaştırmaya ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.

Temel bir diğer konunun da rekabette farklılaşmak olduğuna dikkatinizi çekmek istiyorum. Sonunda kamu kuruluşuna gidip MS lisansı satmak üzere pozisyon oluşturan firma projeyi kendisi adına emanete alıyor, bu noktadan sonra (üreticiye satış projesini kaydettirdikten sonra) ihaleyi başkasının kazanma ihtimali zaten kalmıyor. Bu da satıcı açısından iyi bir şey, MS’e kaydettir ve sonrasında rekabetten uzaklaş. Aynı süreci Linux’la düşünsenize, bunu ancak ticari bir dizi bileşeni resmin içerisinde tutarak ve hizmet kısmını küçük tutarak yapabilirsiniz. Yani şartnameye RedHat yazdırabilirseniz sonunda çıkacak ihaleyi kazanma şansınız artabilir ama eğer hizmet kısmı lisans kısmından çok yüksekse çok ucuza hizmet veririm diyen birisi de projeyi alıp gidebilir. Bu noktanın büyük Linux projelerinin yapılmasında zurnanın zırt dediği yer olduğunu düşünüyorum. Doğrusu, kurumda çalışıp müşteriyi ikna edip şartnameyi Linux’lu yazdırdıktan sonra “ne var canım, biz de Linux veririz” diyen firmalara ihaleyi yedirmek (ben olsam) işime gelmezdi.

Bu iki problemi adresleyecek bir yol bulunduğunda işin rengi değişecektir diye düşünüyorum. İlk problem için önerimi paylaştım; bir büyük proje ile bir kamu kuruluşunda dönüşüm ya da Linux’a genişleme desteklenir ve bu arada kalıplar oluşturulup belgelenir, ardından da 2-3 büyük entegratöre ücretsiz eğitimler sağlanır.

İkinci problem için ise ticari lisanslı Linux’lar kullanmak, LKD’nin firmaları ya da firma uzmanlarını sertifikalandırması dışında çözüm aklıma gelmiyor. Sizce bu noktada ne tür yollar öngörülebilir? Güncel Mevzuat Derneği ile çalışıp kamu satınalma teamülleri açısından durumu sorgulamanın bir faydası olur mu acaba?

Tweet This!
This entry was posted on Monday, December 29th, 2008 at 9:46 am and is filed under Hayat, linux. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

One comment

 1 

Sevgili Burak,

Bu tip durumlar Türkiye’ye özgü değil. Avrupa Komisyonu tarafından yaptırılan bir araştırma AB kamu kuruluşlarının bilişim ihalelerinin üçte birinden daha fazlasında açıkça ya da tarif yolu ile bir marka adı geçtiğini gösteriyor. İşletim sistemi ve ofis yazılımlarında fiili tekele sahip üreticinin payı ise %25 civarında. Sorunun kaynağı ise sorunun tarifinin içinde: “fiili tekel”. Gerek kamu ve gerekse tedarikçi tarafında yapılması gereken bu tekelin işlemesini engelleyecek mekanizmaları kurmak, marka ve özellik ile yazılan şartnamelerin yerini işlev ve senaryolarla yazılanların almaya başlaması. Sivil toplumun izleme görevini hakkıyla yapması. Özgür yazılım üreten ve destekleyenlerin bilgilendirme konusunda daha aktif çalışması. vb.

Yazında tarif ettiğin rekabetçi ve farklılaşmış Linux ve özgür yazılım şirketlerinin doğması ise uzun ve sıkıntılı bir süreçle olabilir gibi duruyor. Büyük ya da fiili tekel ile bağları güçlü orta boy aktörlerin inisiyatif alıp radikal yön değişikliklerine gitmelerini beklemek pek mümkün değil. Özgür yazılım ve Linux’un erken benimseyenler (early adopters) tarafından tercih edilmesinin bir adım ötesine gidip, meşhur gediği (chasm) atlayacak bir köprü kurup ana akıma (mainstream) ve yararcılara (pragmatist) hitap edecek ürün dizileri ve iş modelleri geliştirmemiz gerekiyor.

Benim kanım ufak ve çok sayıda başarı hikayesinin ve bunun yanında büyük ve buna karşın az sayıda göç eden kamu kuruluşunun 2-3 yıl içerisinde Türkiye’de bilişim coğrafyasını değiştirmeye başlayacağı yönünde.2009 çok eğlenceli bir yıl olacak bu açıdan…

December 29th, 2008 at 4:28 pm

Leave a reply

Name (*)
Mail (will not be published) (*)
URI
Comment